Kırık Kalpler
Şu göğsüme oturan ağırlığı tartsam bulabilir miyim yalnızlığın enini boyunu? Kaç şehre, kaç sokağa, kaç bedene, kaç şarkıya sığar bir yalnızlık? Herkesi inciten, bir pencere kenarında derdiyle çiçekleri solduran bu hissi kaç yazar, kaç şair dökebilir kelimelere? Yağmurun hem nahif hem gürültülü sesi korkutur insanı, düşündüğü yerden. Aniden irkilirsin camdan bakarken, bulutlar toplanır gökyüzüne, ıslatır toprağı. Her bir damla yüreğine düşer insanın. Gözyaşları yağmurla karışırken içini üşüten bir kara bulut mudur, bir karanlık duygu mudur anlayamaz insan. Ağaçlar rüzgarın ağırlığı ile sarsılır, evlerin camları bir bir kapanır, sokaklar sessizleşir; kalabalıksa yağmura bırakır yerini. Evlerden caddelere sızan ışıklar yollara yansır, yansımaları da sararmış yapraklar kaplar. İşte böyle bir günde izlerken camdan şehri, insan evlerden sızan o ışıklardan bile hangi ev huzurlu hangi ev mutsuz anlayabilir. Mutlu evlerin ışıkları bile benzerdir. Mutsuz evlerin ışıkları gözleri yakan beyazlıktadır, ıslak sokaklara yansımaz, perdeler evin karanlığını içine hapsedercesine çekilidir. Yağmur sesinden uzak, mevsimlere düşmandır. Çiçek yoktur balkonlarında, belki soğuk fayansların dibinde saksıda bir kurumuş dal. Balkon demirleri paslanmış, perdeler griye çalan bir renkte, kapısı hiç çalınmaz. Mutsuz evlerin yüreği acıtan o sessizliği, sinmişliği ve kışı andıran o soğukluğu; mutlu evlerin tatlı gürültüsünün altında görünmezlik oyunu oynar. Mutlu evlerin mutfaklarından gelen çatal kaşık sesleri, tatlı bir rüzgarda sokağa doğru uçuşan perdeleri, iç ısıtan o sarıya çalan ışıkları, renk renk avizeleri, yükselen kahkaha sesleri, balkonda sevgiden delirmiş çiçekleri, saksılarına saplanmış bir rüzgar gülü hatta balkonda masa ve sandalye. O masada sandalyede oturan huzuru ve sohbeti görürsün o sokaktan geçerken, masanın üzerinde açık kalmış bir gazete yaşam sevincini hatırlatır. Yanında fal bakmak için kapatılmış bir kahve fincanı. İçeride televizyon açık, bu mutluluğa ortak bir televizyon programı. Bu evlerde sabahlar yeni bir güne uyanır, perdeler yeni bir gün ışığına açılır. Gece umutla kapanır kapılar, pencereler. Dışardaki yağmurdan, kıştan, acılardan, mutsuzluktan ve belki ölümlerden uzak. Mutsuz evlerde hiç yarın olmaz. Her sabah aynı gündesindir, her gece aynı geceyi yaşarsın kapalı kapılar ardında. Dört duvar sana ses olmaz, konuşmaz, televizyonu açsan bile önüne ilk kötü haberler çıkar. Bu evlerde hiç perdeler ahenkle uçuşmaz, evin tüm yükünü sırtlanmış gibi yerlere salar kendini. Ağırdır, kolayca çekemezsin.
Sokakta yanından geçtiğin birinin hangi eve ait olduğunu anlarsın, yanlışlıkla omzuna çarptığın birinin yükünü düşürdün mü omuzlarından anlarsın. Bir yolculukta, bir caddede, bir sahilde, bir yağmurda, bir rüzgarda kim hangi hissi taşıyor cebinde, işte dökülür orada yerlere. Etrafa saçılan misketler gibi oradan oraya dağılır dertler, yükler. Yalnız insanların cepleri daha ağırdır, kalbi kırık birinin cepleri daha ağırdır. Bir şehrin haritasında, bir sokağın başında, bir kalabalık dükkanda; her yeni insanda yeni yeni acılarla tanışır insan. Her yeni simada bir hissi tanır. Biriyle bir yerde aniden göz göze geldiğinde tanıdık gelir ya sana; işte o zaman anla; sen bu acıyla daha önce tanışmıştın.
Ben bu sokaklarda, bu evlerin var olduğu caddelerde yürürken yağmurun sesine radyodan gelen tatlı bir nakaratmışçasına iltifat ettim. Göğsümde toplanan yalnızlığı alıp kalabalıklar arasına attım; kalabalıkların bir ruh gibi peşlerinde gezen yalnızlıklarıyla burada tanıştı. Bu sessiz sokakları dolduran bu ruhlardı. Ben yürümeye devam ettim, bu şehrin haritasında son yalnızlığa kadar.
"Yalnızlık sade şurda burda değil,
Düşüncede, hatırada ve dilekte.
Hangi taşı kaldırsan, nerde "of!" çeksen,
Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte.."
Selin Tektaş
06.10.2025
İstanbul
06.10.2025
İstanbul
👍👍 çok iyi
YanıtlaSil